Çanakkale Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi tarafından düzenlenen söyleşiler kapsamında Gülsün Erbil, Hüseyin Bilgin, Sabahattin Şen, Halide Okumuş’un katılımıyla “Ekim Geçidi" söyleşisi gerçekleştirildi.
Çanakkale Kent Konseyi toplantı salonunda gerçekleştirilen söyleşide Gülsün Erbil; “Kültür sürekli yenilenen toplumsal duygu ve düşünce (ifadeleri) birikimidir. Her ülkenin birikimleri farklıdır. Türkiye’de yaşayan insan mozaiği ve kültür farklılıkları çok zengindir. Bizlerin (yaratan, sanat yapan kesimin) bu zenginlikten yararlanarak “kültür sentezi” yapmamız gerekmektedir. Toplumumuzun devingenliği bu farklılıklarımızdandır. “Kültür” gelecek nesiller için uygarlığın ilerlemesi için vardır. Sanatın toplumun ilerlemesindeki rolü bilim kadar önemlidir. Hatta bizden ileri uygarlıklar sanatla bilimi aynı sepete koymaktadırlar. Ne var ki bilimsel buluşlar, atom bombası, uçakların, silahların hızı değil, “sanat” gibi uygar faaliyetler ancak bu ilerlemeyi gerçekleştirir. Kültürler hiçbir zaman kapalı platformlar olmamıştır. Kültür ve Sanat yaşamın gerçek portresidir hatta aynasıdır diyebiliriz. 20 yıl yurtdışında yaşadıktan sonra, doğu-batı ilişkilerin daha iyi kavradım ve bu ilişkilerin başarısının Sanat’la olacağına inanıyorum. Doğu- batı, ikisi de birbirlerinin eksikliklerinin ve fazlalıklarının farkındadır. Bu da doğu ve batının sentezinden Türkiye Cumhuriyet’ine büyük sorumluluk yüklemektedir. Atatürk; “Güzel sanatlarda başarı, bütün devrimlerin başarılı olduğunun en kesin belgesidir.” demiştir. 20 yıl aradan sonra ülkemdeki sanatın ve kültürel faaliyetlerin eksikliğini tekrar idrak ettim ve düşlediğim kültür seviyesine çıkarabilmek için sanatsal projelere ağırlık verdim. İşte Ekim Geçidi projem de bunlardan en önemlisidir.
Bazı insanlar vardır koşullara alışır. Bazıları da koşulları iyiye, güzele ve doğru olana taşır… Atatürk eğer Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı sonrası bölünmesine alışabilenlerden olsaydı, bugün Türkiye Cumhuriyeti diye bir ülke var olamayacaktı. Söylemek istediğim varlığımızı Atatürk gibi dünyanın saydığı bir liderin önderliğinde, Anadolu halkımızın büyük özverisine borçlu olduğumuzdur! Eğer bugün çağdaş Türkiye Cumhuriyeti var ise ve bizler özgür olarak yaşayabiliyor ve sanat yapabiliyor isek bunları Ata’mıza borçluyuz. Bu çağdaş Türkiye Cumhuriyetini geriye sarmak mümkün olamadığına göre, hep ileriye götüreceklerin başında sanatçılar ve bilim adamları gelmektedir. Bizlere ülkemizin kültür çıtasının yükselmesinde ciddi sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Maalesef çağdaş sanattan anlamayan sanat tarihçilerimiz, donanımsız hocalarımız, basın en önemlisi de yetersiz kültür politikamız nedeniyle Türk çağdaş sanatının okunmasında sıkıntılar vardır. Bu yapay sanat ortamında kopyacılık, yaratıcılığın önüne geçmiştir. Ne var ki 15 yıldır gerçekleştirebildiğimiz Ekim Geçidi sergilerimizle Cumhuriyet sayesinde yaratabildiklerinin farkında olan ve sorumluluk alan binlerce sanatçı Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saygılarını sunarken halkımızı da eğitmekte ve sanatla bir araya getirmektedir. Yaratıcılık ve kültür ancak özgürlükle büyür. Büyük özveri ile 15 yıldır sürdürebildiğimiz 25 ilde açılmış olan Ekim Geçidi sergilerimiz önümüzdeki yıllarda Güzel Sanatlar Fakülteleri’nin olduğu ve olmadığı bütün il ve ilçelerimizde açılsın. Tabii Kültür Bakanlığı’nın ve özel sektörün desteğini esirgememesi gerekmektedir. Üniversitelerimizde Kültür Bakanlığı’na yardım amaçlı yalnız eğitim kurumları olarak değil, “kültür ve sanat merkezleri” olarak da işlevsel bir misyon üstlensinler… En kısa zamanda Çanakkale’de yabancı sanatçıların katılımı ile ekim geçidi sergimiz uluslararası bir platforma taşınmasını ve Barış ve Sevgi çağrısı yapan bir sanat etkinliğine dönüşmesini de düşlüyorum. Sahip olduğu ulusal kültür ağırlığa da Çanakkale’yi evrensel platformda dünyaya “bu sanat projesiyle” çıkarabileceğine inanıyorum. “Çanakkale geçilmez” ama gönlüm isterdi ki, “Çanakkale’den ancak çağdaş sanat ve sanatçılarla geçilir” diye yeni bir sloganımız daha olsun!” dedi.